Ana Sayfa Yazarlar 14.01.2022 876 Görüntüleme

Uzman Dr. Sibel Değim İlgar

COVID-19 VE OMICRON VARYANTINDA SON GELİŞMELER

Merhaba,

Coronaviruslar, Dünyamız da ve Ülkemiz de oldukça canımız yaktı ve hala can almaya devam etmekte. Bir çok kişi yakınlarının kaybına uğradı. Ben, bir çok değerli Hekim , Hemşire ve diğer Yardımcı Sağlık Personeli arkadaşlarımın erken yaşta gidişine şahit oldum. Bugün sizlere Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı kimliğimle sesleneceğim. Viruslar ; gizemli yanları ile beni uzmanlık alanıma aşık ederek, moleküler biyoloji kısmından, hücre kültürüne, gen analizinden, filogenetik çözümlemelerine dek, yurtiçi ve yurt dışında çalışmalarımı keyifle sürdüğüm bir alan olmuştur.

Sizlere bu konuda okuduğum son yayınlar ve bilim dünyası ile beraber katıldığım canlı panellerden ve görüşmelerden aldığım, son güncellenmiş bilgilerin özetlerini aktarmaya çalışacağım.

Yaklaşık 2 yıl kadar önce Asya’da SARS-Cov-2 virus / Yeni Koronavirus ya da açık adı ile ; ‘’ şiddetli akut solunum yolu koronavirusu 2 ‘’ olarak tanımlandı. Bu tek iplikçikli RNA virusu, 2019 yılında tanımlandığı için Covid-19 ismi ile anılmaya başlandı. İnsanlık olarak başımıza nasıl bir iş geldiğinin, tüm Bilim İnsanlarınca anlaşılmaya çalışıldığı dönemde, henüz böyle bir pandeminin tüm gündemimizi kaplayacağı, yaşantımızın, tüm olaylara bakış açımızın, diğer hastalıkları sıralamadaki ötelemelerimizin, ekonomilerin, yaşam koşullarının, sosyolojik ve psikolojik değişimlerimiz ile nasıl her şeyin odağı olacağının bilincinde hiç mi hiç değildik.

Büyük bir panikle; ilk olarak nasıl korunacağımızı, hangi maskenin, hangi mesafenin uygun olacağını konularını, kimi zaman tartışmalara yol açabilecek açıklamalar ile, kimi zaman ortak kanılarla Bilim İnsanlarınca topluma verilmeye çalışılırken, elbette daha spesifik çalışmalara da başlanmıştı. Aşı araştırmalarına, insanlığın halihazırda elinde bulunan antiviral ve diğer ilaç profilleri ile neler yapılabileceği çalışmalarına ciddi şekilde hız verilmişti.

Ancak virus denen o minik canlının da hakkımızda bir çok planı, geliştirmeleri vardı. Virusların doğasında, kendini hızla değiştirme yeteneği diyebileceğimiz, yeni mutantlar /varyantlar oluşturma durumu; virusun hayatta kalabilmek için yarattığı, keşke bizde de olsa diyebileceğimiz türden, hayranlık uyandıran müthiş bir değişim becerisidir.

Bugüne geldiğimizde, Tüm Dünya Bilim İnsanları olarak ; bu yeni virüs hakkında çılgın bir hızda çalışarak bilgilerimizi arttırmanın yanı sıra, aslında halen nereye evrileceğini öngörememenin yarattığı çelişkilerle yorulmaktayız. Pandemiye karşı panalarm şeklinde aşılar ile virusun önü kesilmeye çalışılırken, oluşan mutasyonlar virusla savaşmamızı zorlaştırmakta.

Bana en çok sorulan sorulardan biri bu varyantların/mutasyonların nerede nasıl oluştuğu ve nasıl saptayacağımız ? Hali hazırdaki Aşılar ile başarıya varıp varamayacağımız?

Covid -!9 da mutasyonlar bildiğiniz gibi ; alfa, beta, gama …şeklinde Yunan alfabesi ile isimlendiriliyordu. Şimdilerde, birdenbire Yunan alfabesinin 15. Harfi olan Omikron’a dek geldik. Aslındaki Delta dan sonra sıradaki isimlendirme harfi Nİ ya da NU olması gerekiyordu. Ancak NU; New ile karışabileceği için kullanılmadı. Onu takip eden Psi harfi de Uzakdoğu’da yaygın Xi soyadı ile karışabileceğinden tercih edilmedi. Dünya Sağlık Örgütü’nce (DSÖ) hastalık veya viruslara isim verilirken etnik, dini, bölgesel, kültürel

ve mesleki bir grubu işaret etmeyecek isimler vermek kuralına uyulmaktadır. Bu yüzden de sıra ‘’Omicron’’ a gelmiş oldu. Umarım bu sıralama pi ‘ harfine dek uzamaz diyerek, varyantların nasıl oluştuğuna geçeyim.

Viruslarda varyant oluşumunun; kronik dediğimiz uzun süre hastalığı olan yani, bünyesinde uzun süredir virus replikasyonu (üremesi) olan kişilerin vücudunda oluştuğunu bugünkü bilgilerimizle biliyoruz. Bugün konu ile ilgili yayınları incelediğimizde; Almanya’da böbrek transplantlı bir hasta, Covid-19 ile infekte olduktan sonra yaklaşık 140 gün kadar virüs replikasyonu açısından yakın olarak izleniyor ve ilk mutasyonun infeksiyonun 42. gününde olduğu saptanıyor. Bunun gibi Güney Afrika’da ve Fransa’da izlenen ve benzeri durumları olan diğer hastalardan anlıyoruz ki immun sistemi düşük hastalarda , virus uzun süre barınırken, varyant oluşumunu da gerçekleştiriyor. Elbette varyantların bu şekilde oluştuğu yeni bir bilgi değil. Burada önemli olan bu virusun; ne kadar kısa bir zamanda ve nasıl bir değişime uğrayabileceği konusudur.

Gelelim Omikron’a : burada delta, alfa gibi önceki varyantlardan önemli farkı Omikronda oldukça fazla mutasyon görülmesidir. Virusun S Protein bölgesi, immun sistemi uyaran antikorlarla birleşen, virusun reseptöre bağlandığı bölgelerde oluşan mutasyonlar ki, bunlar önemli noktalarda değişim yaparlar. Omikron’un böyle bir mutasyonla hücreye daha hızlı ve sıkı bağlanarak hızlı yayılma özeliği kazandığı konusunda bilim insanları görüş birliği içindedir.

Şu an PCR Testi konusunda Omikron için özel geliştirilmiş bir test yurtdışında ve Ülkemizde yoktur. Ancak elimizdeki PCR Testi ile bazı teknik değerlendirmelere ( Viral yük/ CT : Döngü Eşik Değeri vb. ) bakılarak ve bunlar yorumlanarak sonuca varılmaya çalışılmaktadır. Yüzde yüz Omikron varyantıdır diyebilmek için ise, daha üst düzey testlerden olan virus gen yani DNA dizi analizi gerekmektedir. İleri tıbbi teknik konular olduğu için sizi fazla yormayacağım. Hızlı Testlerde durum en çok sorulup, merak edilenlerden olup; net olarak söyleyebilirim ki, hızlı antijen testlerin (HAT) sensitivitesi duyarlılığı PCR Testine göre çok daha azdır. HAT pozitif çıktı ise; Alfamı, Deltamı, Omikronmu bunu ayırt edemeyiz. Bunu ayırt edebİlmek ise, yine sadece DNA Dizi Analizi ile mümkündür. Omikron’un klinik bulguları ve hastalığın seyri ile ilgili yayınlar da artık gelmeye başladı. Güney Afrika, İngiltere ve İskoçya dan gelen rapor edilen ortak özellik ise ; bulaşıcılığın artık çok hızlandığı şeklindedir. Bunun nedeni ise, virusun ACE 2 (Angiotensin-Converting Enzyme 2) reseptörüne bağlanmayı kolaylaştırıcı mutasyonları oluşturmasıdır. Bundan daha da önemlisi, daha önce oluşmuş olan immüniteden kaçabiliyor olmasıdır. Yine bu raporlarda ortak olarak belirtilen 20-39 yaş aralığında pik yapmış olmasıdır ki; gençlerin bu toplumlarda bir arada bulunma potansiyelinin yüksekliği ile bu durum açıklanmıştır. Aynı zamanda hastaneye başvuru ve yoğun bakıma yatış oranları -şimdilik- Delta Varyantına göre yaklaşık 2/3 oranında daha düşük olduğu gözlenmiştir. Bazı otörler, daha ileri yaş grubuna henüz büyük ölçüde bulaşların olmadığını ve ölüm oranlarının nispeten daha iyi olmasının nedenini bu şekilde yorumlamaktadırlar. Şu anki verilere göre (ki bilindiği gibi yeni veriler ile bunlar her an değişebilmektedir.) Omikron Varyantı, bu kadar hızlı bulaşa ve daha önce bağışıklığı olan kişilerde de hastalık yapabilmesine rağmen, Delta Varyantı ile kıyaslandığında Delta Varyantı kadar ölümcül değil. Bu bizim rahatlamamızı sağlar mı? Asla sağlamamalı, çünkü virusun doğasında olan şey sürekli değişimdir. Aşılar halen bildiğimiz en etkin korunma yöntemidir. Aşılar Delta Varyantından korumada daha etkin, ancak Omikron için daha yüksek antikor düzeyleri oluşturmak gerekiyor ve bu nedenle aşı aralıkları kısaltılmak durumunda kalındı. Önümüzdeki günlerde, yeni ve daha güçlü bir aşının geliştirilmesi çok muhtemeldir.

Bu arada Güney Kıbrıs’ta bir laboratuvarda ortaya çıktığı iddia edilen Delta VE Omikron birleşimi olduğu söylenen ‘’Deltacron’’ varyantı, doğrulanmadı. İyiki de böyle oldu, çünkü en korkulan hibritlerden biri ortaya çıkmış olacak ve insandan insana bulaşımı yan odadan bile olabilecek bir varyant, öldürücülük potensi yüksek bir varyantla birleşmiş olacak ve adete dehşetli bir biyolojik savaş ajanına dönüşmüş olacaktı. Hollywood filmlerindeki; bir Mikrobiyoloji Uzmanı, bir Genetik Uzmanı, bir Uzay Bilimci, Bir Jeolog ve Bir

Filogenetik Mühendis’in oluşturduğu, süper beşli bir üst Bilimsel Kurul’un bile o güzelim mavi Gezegenimizi kurtarmaya büyük olasılıkla ne gücü ne de zamanı olmayacaktı. Şimdilik bu senaryolardan uzak duralım…

Bir diğer merak edilen konu; mRNA aşılarının otoimmun hastalıkları ile ilişkisi nasıl? Buradaki verilere bakarsak, mRNA aşısı bağışıklığı güçlü şekilde uyardığı için, otoimmün hastalıklarda bir alevlenme yaratma ihtimali var, ancak görünen o ki bu geçici süreler dahilinde bu olmakta ve bu durum asla aşıdan vazgeçmeyi gerektirecek düzeylerde değil.

Antikor testi yaptıralım mı?, düzeyine baktıralım mı? diye soranlar için diyeceğim ise, şu anki çalışmalar dahilinde, koruyucu antikor düzeyleri hakkında , fikir birliğine varılarak netleşmiş bir bilgi henüz bulunmamaktadır. Böylece bu testin şu an için büyük bir anlamı bulunmamaktadır, ancak ilerdeki çalışmalar için bu sonuçların oluşturacağı bilgi havuzu kullanılabilir.

Klinik bulgularda farklar var mı?; yayınlarda denilen o ki, tat ve koku almada azalma Omikronda fazla değil, ancak ses kısıklığı ve konuşunca hızlı yorulma, hatta konuşma güçlüğü/ disfonia saptandığı belirtiliyor. Akciğeri tutma şekli ve bölgeleri biraz daha farklı. Kalp zarı ve plevra zarında effüzyon/sıvı birikimi olabildiği yönünde bildirimler var. Kas ağrıları, halsizlik, burun akıntısı, ateş gibi bulgular kişiden kişiye farklılıklar gösterebiliyor. Yani hastalığın seyri biraz değişiyor.

Tedavide son durum derseniz; hastaneye hangi varyant ile başvurursanız vurun, tedavi halen aynı tedavi. Matematik modellemeler, Omikron’un hafife alınmaması gerekiğini bize gösteriyor.

Yeni mutasyonlar olma ihtimali elbette var. Doğal olarak Bilim İnsanları birden fazla varyanta karşı etkin aşılar üzerinde çalışmalara yoğunlaştılar. PCR Testi önümüzdeki günlerde varyantlara göre yeniden şekillendirilebilir, ancak hala en iyi, en ergonomik test özelliğini sürdürmekte. Organ Transplantasyonu yapılmış hastalar yüksek risk grubundadır ve aşı yanıtları düşük olup, ancak yüzde 60’ı üçüncü dozda yanıt verebiliyor. Kemoterapi hastalarında ise, kemoterapi zamanlamalarına göre Onkologlarının gözetiminde planlama ile yapılması şart.

Bu Pandemi bize neyi öğretti dersek; Sağlıkta, Bilimde ve Toplumda ekip çalışmasının ne denli önemli olduğunu, daha önceleri aşı üreten bir Ülke olarak salgınlara karşı aşı üretebilen, hazırlıklı olabilen bir Ülke olmanın ne kadar önemli olduğunu yeniden öğrendik ve ‘’Turkovak Aşısı’’ ile tekrar yola koyulduk. Türk Bilim İnsanları ve Sağlık Camiası olarak, zorlu koşullara alışık olmamız ve eski köklü eğitimlerden gelmiş, Tabipliği sanat olarak icra etmenin gururunu taşıyan, deontolojinin erdemine sahip, insan yaşamının değerini bilen Hocalarımızın ışığında yol almış, ne yapması gerektiğini çok iyi bilerek yetişmiş sağlıkçı neslimiz adına söyleyebilirim ki, her hastane birimi, bu bilinçli ekipler ile kendi içinde elinden geldiğince yapabileceği hızlı ve iyi bir organizasyonu gerçekleştirdi. Genç Hekim, Hemşire ve diğer Sağlık Çalışanları da, canlarını dişine takarak, bu Pandeminin en yorulanları oldular. Diğer Ülkelerle kıyaslama şansı olan bir Hekim olarak, eğitim ve kişisel unsurlarla, onlardan çok daha iyi bir yerdeyiz. Elbette eksikler olabilir, var. Ama anlayışla bakılarak, alınacak yerinde kararlarla , hala yerine konulabilir olduğunu düşünenlerdenim.

Küresel boyutta öğrendiklerimize gelince; neoliberalizmin olumsuzlukları yanında, insanoğlunun doğaya yaptığı ekolojik saldırılar, tarımsal doğallıktan kopuşlar, öngörülen ütopik birer fikir olmaktan çıkıp bir virus pandemisi ile hayat buldu. İster istemez; sosyal, psikolojik, ekolojik ve de ekonomik olarak ‘’Yeni Dünya Düzeni’’ ne geçildi. Bu dönemde maalesef bir çok kronik hastalık tanısı konulamadı, bir çok hasta mağdur oldu. Virus ile ilgili istatistiki veri bildiriminde aksamalar oluştu.

Artık bu deneyimlerden yola çıkılarak, yeni ve daha da güçlü planlar ile düzeltme ve düzenlemeler yapılması gündeme gelmelidir. Çünkü tanımaya çalıştığımız bu Virus’un ve /veya yeni diğer virusların, bundan sonraki aşamada bize ne getireceğini hiç birimiz bilmiyoruz. Bu nedenle aktüel olarak bilimde de doğru bilgileri , doğru yerlerden takip ederek, güncel kalmanız, bilgilenmemiz ve bilgilenmeniz çok önemli. Bilim İnsanları olarak bizler, en son bilgileri sizlerle paylaşıyoruz. Bazen o paylaşılan bilginin değiştiği, geliştiği zamanlar olabiliyor. Bunu güvensizlikle değil, ilgiyle ve dikkatle izlemek çok önem kazanıyor. Çünkü virus bizden çok daha hızlı. Şu an için Aşılanma önemli, ancak bilinmelidir ki yüzde yüz koruyucu değil.

Son olarak ; Covid -19 hayatımıza girdi ve hala orada. Şu an bildiğimiz kuralla: Yeni gelişmeler olana değin Maske -Mesafe -El hijyeni- Havalandırma ve Aşı’ya halen devam. Dikkati elden bırakmadan, Sağlıcakla Kalınız.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

BÜYÜK GÖREV

BÜYÜK GÖREV

Hazır Site by Uzman Tescil