Ana Sayfa Yazarlar 4.02.2022 684 Görüntüleme

Edebiyatçı , Araştırmacı Yazar

AKIYORDU SU

Yanmıştı Karıncalı Dağın yüreği. Börtü böcek çığlık çığlığa. Kızıl çamlar alev alev. Kozaları uçuşuyordu havada. Kanadı tutuşan keklikler düşerken ateşe, viyak viyak çırpınıyordu. Koştu Karapınar’ın gençleri, yaşlıları, nineleri. Çoluk çocuk koştular yangına. Kiminin elinde orak, kiminde kürek…Çam karası oldu yüzleri…

Karıncalı Dağın yanmış yerine, “yanıklık” dedi halkımız. Baktıkça yürekleri eridi. Doğa Ana biliyordu işini. Bir yel, bir fırtına, savurdu tohumları toprağa. Gülümsedi toprak, sevindi. Çok da sürmedi sevinci. Su yoksa yaşam da yoktu. Alev alev yanan dudak gibi çatladı toprak. Yılanlar, çıyanlar su diye bakıyordu gökyüzüne. Tohumlar kabuğunda hapis…

Yayla bulutu gibi bir ak bulut, sardı Karıncalı dağı. İnsanların bakışı yıldızlaştı. Ve ardından gelen kapkara yağmur bulutu. Umut oldu yörüğe, davara, kurda kuşa. Yıldırım, şimşek derken gök yarıldı aktı su. Ağaçların yaprağı havaya dönük, dua okuyordu. Ve ardından bir dolu, her yer bembeyaz oldu.

Eğriler çizerek akıyordu su. Tohumlar çatladı toprağın rahinde. Çimenler, orkideler, tüylü çan çiçekleri, renk renk laleler, boyunlarını uzattılar yeryüzüne. İğne yapraklı çam, el sallayan çınar, meşeler, çalılar, böğürtlenler nasıl da seviniyorlar. Kırlar yeşile boyandı. Bembeyaz papatyalar, mor çiğdeler, iğnelikler yörük kilimi gibi serildiler. Kıpkırmızı gelincikler, mor sümbüller, nergisler de gönül koymasın diye koşuyordu su…

Çağıltısı ta uzaktan duyuluyordu Türkmen deresinin. Kuru ağaç dallarını, çakılları sürüklerken su, ak köpükler savurarak taştan taşa sıçrıyordu. Gittikçe daha da gürleşiyor, nefesini içine çekerken coşuyordu. Güçlendikçe coşuyor, arıklar, dere, dereler ırmak olup, ak köpükler savurarak Büyük Menderes’e koşuyordu.

Aydın Ovası’nın şahmeranı koca Menderes varsıllaştıkça coşuyor, kıvrıla kıvrıla Ege Denizi’ne koşuyordu. Geçtiği yerleri sulayıp can taşıyordu. Önüne çıkan engelleri aşarak Söke Ovası’ndan kuş cennetine toprak taşıyordu. Açtı kollarını, sarıldı Ege’nin boynuna. Öylesine bir sevda ki bu, şebnem oldu gözyaşları.

Orfozlar, kırmızı deniz yıldızları, flamingolar, leylekler karşıladılar denizin şah damarını. Ereklerine ulaştıkça, hep bir ağızdan söyleyeceklerdi devrim türkülerini. Güçlendikçe coşup, koca dalgalarla vuracaklardı kayalıklara. Deniz kızı mıydı? Biri fırladı mavi sulardan, elinde kırmızı bir deniz yıldızı: “Deniz” diye bağırdı. Daha da sıklaştırırken adımlarını, “Görmüyor musunuz, Ege’nin yarısı Deniz, yarısı Efe, başkaldırmışlar baskıya, zulme,” derken dalıverdi yakamozlu sulara…

Gittikçe güçlenen su, akıyordu Deniz’e…Binlerce balık türü oynaşırken sularda, bir kara bağlığın uyku girmiyordu gözüne. Yürekten inanıyordu, bir gün, bir araya gelerek, kendilerini yakalamaya çalışan ağı, elbirliğiyle Deniz’in derinliklerine çekip, ulaşacaklardı özgürlüğe… Akıyordu su, durmadan, dinlenmeden Denize.. Denize…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil