Ana Sayfa Yazarlar 3.06.2022 172 Görüntüleme

Edebiyatçı , Araştırmacı Yazar

Düriye SARAYKÖYLÜ ile yaptığımız söyleşi.

Çalıkuşu evi sokağında özgün bir yaşam süren Düriye Hanımdan öğreneceğimiz çok şey var. Geçmişini iyi bilmeyenlerin sağlıklı bir geleceği de olmuyor.

Etem ORUÇ: Öz yaşam öykünüzü yazar mısınız? Sarayköylü soyadınız nereden geliyor?

Dürüye SARAYKÖYLÜ: 1952- KUSADASI doğumluyum. Münire -Ahmet SABANCI’ nın tek çocukları olarak doğduğum evde yaşamaktayım. Camatik mah. Yıldırım cad no 30 adresim… İlk ve orta öğrenimimden sonra okuyamadım. Eğer okusaydım öğretmen olmaktı isteğim.

Tek çocuk olmanın bütün güzelliklerini, hüznünü yaşadım. Çok sevildim ve sevdim . Annemin biriciği, babamın haylaz kızı… Şımartıldım ama hiç şaşırmadım. Sevgiyi yoldaş edindim Çocukluğum , gençliğim kışın zeytin, yazın tütün işileriyle geçti…

Eh genç olunca evlilik olmalıydı. Baş göz edilmeliydik ve adet öyleydi. Zamanında olmalıydı her şey. Kulaklar bu sözlere aşinaydı ve bende vakur ,ağırbaşlı eli sanatlı ,bana göre yakışıklı gönül dostumu buldum. İstediğim gibi bana eş, dost, arkadaş ve hatta kardeş olabilecek eşimi buldum MEHMET SARAYKÖYLÜ ile evlendim. Evlendirildik…

O günden sora SARAYKÖYLÜ soyadını edindim. Sorunca eşime nereden geliyor bu soyadı diye dediler ki ataları SARAYKÖY yörüklerindenmiş… Böylece Sabancı’dan çıkıp Sarayöylü oldum.

Evlilikle çıktığım baba evinden iki çocukla tekrar geri geldim. Tek çocuk olmamdan dolayı bensiz yapamayan annem ve babamı kıyamadım. Çok sevdiğim doğup büyüdüğüm yuvamda yaşamaya başladık. Tek çıktım dört kişi olarak geri geldim . Mutlulukla hem de…

Yuvam, evim, anam babam, eşim , çocuklarım ve çok sevdiğim komşularım. Adetlerimiz tatlı şivemiz…

E. O: Ben Düriye sokak dedim ama Hasan Çıkmazı ya da Çalıkuşu sokağında sizi en çok etkileyen nelerdir?

D. S: Kendimi bildim bileli caddeydi burası Yıldırım cad. Cümle kapımız caddeye bakar: Bahçe kapımız Hasan kaptan çıkmaz irimine. Çıkmaz irimimize adı verilen kişi de o sokağa damat olarak gelen gerçek kaptanın ismidir. Erken yaşta vefat ettiği için onun adını vermişler. Daha öncekini bilmiyorum.

Çalıkuşu’na gelince oyle bir sokak yok tabii çalıkuşu evi var ki o da sonradan oldu o ev de Cemile hanım teyze ve Esat amcanındı. Ama orada gerçekten Feride öğretmen oturmuş ve karşı evde de Çalıkuşu romanın yazarı..

E.O: Bu sokağa diktiğiniz su kabakları, begoviller çok güzeldi. Sergileriniz vardı. Neden bıraktınız o sergileri?

D.S: Yaşadığım yer , yaşadığın yer …Herkes için önemlidir doğup büyüdüğü yer… Benim içinde önemli vazgeçemediğim yer doğduğum , büyüdüğüm yer evim . EVİMİZ…

Neden ? diye soruyorlar neden bırakmıyorsun bu eski evi bu köhne cadddeyı ve öksüz sokağı… Anılarım , anam babam .eşim bu evde benim ünüm var duvarlarda. Her bir metre karesinde yaşanmışlıklarım var , kahkahalarım.

Hıçkırıklarım, uyumaya çalışırken tavana bakıp hayaller kurduğum o hayaller var o odalarımın tavanında. Hayallerim var bana halen daha gülümseyen hayallerim var. Gerçekleşenler de göz kırpıyor bana….

Gerçek yaşanmışlıklarım var…Anılarım var…Komşu muhabbetlerim var. Mesela “ hu gı münire abla” diye kapıyı bile çalmadan gelen Emine teyzem var. Mesela” hu gı komşula ya bene gelin oturmaya ya da ben gelem gari birinize” diye sıkıntılı Nadide halam var. İçme sodası ,gripini, sigarası , kibriti koynunda olan komşu halam var. Sıdıka var bahçesi çiçekli eli kireç fırçalı, biraz resmi Bahire teyze var. Annesi ona “ sen muallim gızısın öle zırt pırt komşulala muhabbet edmicen gare” diyen…

Mesela Muzaffer teyze var komşuların hiçbir kötü sözü için kedini sıkmayan ve “Ani gı ne zorum sıkcam gendimi, DINGRR DINGIR “ diyen ellini sallayarak…Mesela Hayriye teyze var hiç etliye sütlüye karışmayan… ah ! Bunlar sadece HASAN KAPTAN çıkmazı komşularımız ama bunlarla sınırlı değil tabi …Bir de cadde üstünde komşularımız var, andığım …. Ah! Canım mahallem , canım sokağım yasemin kokan avlum.

E.O: Bayramlarda, düğünlerde, asker uğurlamalarında bu sokakta neler yaşanırdı?

D.S: Ah! Adetlerimiz Her yörenin kendine has dır ama değişmeyen tek ortak duygularımız bayramlar, düğünler , asker yolcu etmeler …

Ferahlar , hüzünler beraberce ,el ele paylaşılır kuvvet olunur. Birbirine bizim buralarda da tatlı ve lezzetliydi bu haller. Düğünler beraber yapılır, yemekler pişirilir davullar çalar, çeyiz almalar, çeyiz sermeler, gelin almalar …Gelin bakmalar!

Sünnet düğünleri ona keza davul ve zurnasız asla olmaz. Hele ki keskeksiz, kulaklı çorbasız, ve sarhoşsuz hiç olmaz… Sabahtan akşama kadar yenilir içilir ve sarhoş naraları arasında sünnet vakti mevlüt de okunur …

Askerler uğurlanır, askere gidecek çocuklara mutlaka harçlık, çamaşır ve benzeri ihtiyaçları hediye edilir. Bu hallerimiz için şimdi -dili geçmiş zaman kullanıyoruz. Şimdiler de pek yok artık.

E.O: Bu sokağın insanlarından, hayırlarından, paylaşımlarından söz eder misiniz?

D.S: Adaklar adanır, 41 sultanlar okunur, mevlütler… Gelin , sünnet mevlüdü ve ölenlerimize okunur. Bademli şerbetler. Limonatalar, gül suları , fıstıklı lokumlar mevlütlerin olmazsa olmazları…

Dilek için bolma pişirilir, çıkmaz irimimiz yıkanır. Teneke teneke çiçekler, pembeli morlu sulanır. Yere hasır serilir, sofra bezi üstüne sini konur. Bütün sokağın çocukları çağrılır ama “kaşığınızı alın gelin çocukla hadi yin ve ALLAH KABUL etsin den gari” böylece çala kaşık bolama yiyen çocuk duasını eder. Bu arada dilek sahibi de dileğini diler ve olunca tekrar bolama pişirilir ve aynı işlem yapılır….

Ben Düriye bu geçen yıllarda, anılar, hatıralar ve o anlarda yaşarken boş durmadım tabii öyle mal mülk de yok. Bir şeyler yapmam gerektiğinin bilincindeydim. Eşime , evime , yuvama katkım olsun . Üretmem gerekir öyle bom boş oturamazdım. Ben babamın haylaz kızı ama aslında hep güvendiği, azimli kızıydım “haylaz” demesi kendimle dalga geçmem içindi. kendimin eksiklerini görmem ve kendimle hesaplaşmam içindi bir kamçıydı. Şakayla , sevgi ve güvenle karışık….

Önce dikiş diktim, dantel ördüm ve bunlardan para kazandım. Tabii çocuklarım , annem ,babam , eşim bunların bakımı da eklendi. Sevgiyle, gururla yaptım her bi şeyi… Daha sonra

kendi gayretimle mücadelemle Kuşadası Belediyesi ne girdim. Önce kreş daha sonra emlak servisinde çalıştım ve emekli oldum.

Bu arada çocuklarımı okutup evlendirdik. Annem ve babam ebediyete göçtüler…Hayatım bana kalmıştı artık. Boş durumuyum hiç. Hemen kolları sıvadım. Mahallem, sokağım, komşularım ve eskiler için bir şeyler yapmalıydım. Komşu gelinlerini topladım ve hayalimden bahsettim. Burada küçük bir sergi açmak ve komşuları anıp yaşatma istediğimi anlattım. Onlar da “ Sen ne dersen biz varız “ dediler. Herkes elinde ne varsa “el emeği ,göz nuru” çıkaracaktı.

E.O. Bu sokağa diktiğiniz su kabakları, begonviller çok güzeldi. Sergileriniz vardı. Neden bıraktınız o sergileri?

D.S: Böylece “OTANTİK PAZAR” kurulma kararı alındı. Önce Belediye başkanımızdan izin aldık ve HASAN Kapatan çıkmaz iriminde hummalı bir çalıma başladı. Sokak baştan aşağı kireçle boyandı. Çiçekler dikildi ben eski fotoğrafları topladım. Komşularımın kısa kısa hikayelerini yazdım. Eşim onları çerçeveledi bir güzel duvarlara astık. Tabelamızı da tam orta yere, ışıklandırmalar falan derken gerçekten çok güzel oldu, herkes çok beğendi…

E.O: – On parmağı on marifetli birisiniz. Unlu kurabiyeler, daha neler neler. Bunları yaparken neleri anımsıyorsunuz?

D.S: Bir şeyler eksik kaldı sanki ve eski tatlar da olmalıydı. Önce annemin tarifi şekerleme” un kurabiyesi” yaptım onu anlatan küçük bir yazıyla sundum gelene geçene .Beğenildi. sipariş bile aldık hem de hayli… Sonra üstü künerli eskisi gibi has limonata , kalbura bastı… Ben bunları tasarlarken eşim dört elle sarıldı: Onun gayreti ve desteği beni daha bi yürekli kıldı…

Ve pazarımız, her şeyiyle mükemmel olmuştu. El emeklerimiz, dantellerimiz, örgülerimiz elbirliğiyle hem sohbet edilen gelene geçene orayı o mahallemizi anlatan bir hareket olmuştu. .Atık kimse “ ne kadar köhne “ diyemiyordu. Duvarlardaki fotoğraflara bakıyor, yazıları okuyor. Soluklanırken o meşhur tatlarımızın tadına bakıyor…VE kocaman bir “ brvo , ne güzelmiş meğer bu mahalle” diyorlardı …İşte benim istediğim, amaçladığım da buydu. Zira gücüme gidiyordu “ Ne kadar kötü eski ve birde yokuş” demeleri…

Her güzel şeyin sonu var oluyor. Bir, iki yıl çok güzel geçti. Pek te iş yapmamamıza rağmen benim amacım para kazanmak değildi ama orada zaman geçiren gençler artık benim zoruma dayanıyorlardı. Ben hep onlara “ sabır çocuklar , dayanın mahlemiz değer kazanınca biz bir ilk olucaz” bir de bazı kişiler dalga geçer gibi” ani burda satış oluyormu ? “demeleri büsbütün gençlerin şevkini kırıyordu. Ve bende nazikçe” BELKİ SİZ BİR ŞEY ALIRSANIZ YA BANA OLMAZ” derdim…

E.O: Herkes lüks evler, katlar özlerken siz bu mütavazi evde ne buluyorsunuz? Sizi buraya bağlayan nedir?

D.S: Aslında benim amacım açık ve net eskileri anmak, andırmak , hatırlatmakdı…Herkes benim gördüğüm, benim sevdiğim mahallemi benim gözümle görsün benim sevgimle tanısındı…

Ve son .Sonra eşim hastalandı benim bütün meşguliyetim o oldu. Ve ben eşim olmadan hiç bir şey yapmak istemedim …Eşimi de kaybettikten sonra …Yarım kaldım sanki ama evimden , mahallemden ayrılmadım, ben gidersem başka yere, kırılmazmı evim, yuvam , kırılmaz mı duvarlarım , küsmez mi sokak kapım .anılarım…

Merhaba dediğim, merhaba , nasılsın? Diyen tanıdıklarım var burada birçoğu elimde büyüdü. Bir çoğunun ana babası dostumdu…

E.O: Geçmişini iyi bilmeyenin geleceği de iyi olmuyor. Bu sokaktan gençlere, buralarda yaşayanlara neler söylemek istersiniz?

D.S: IKIOLUKLU kahvelerinde babam sefa sürdü, içki içti sarhoş geldi…Bakkalım var çocukluğunu sevdiğim ana baba dostum. Halen daha orada geçerken “Buyur abla” deyip oturuşlarını düzelten… Ben nasıl bırakırım burayı BU KÖHNE denilen mahallemi İKİOLUKLUMU…Halen daha sabırla beklemekteyim bilinecek değeri diye…

Fakat yüzümü güldüren geleceğe umutla bakmamı sağlayan KUAKMER’im var.

Teşekkürlerimi sunuyorum KUAKMER’E…

Yıllar önce Düriye Hanımın Otantik Pazar açtığı günlerde gazetede yazdığım yazı.

DÜRÜYE ÇIKMAZI ve ÇALIKUŞU’NUN EVİ

Etem ORUÇ

Son zamanlarda bir hastalığa yakalandık, kendi kültürümüzden, gelenek ve göreneklerimizden utanır olduk. Halbuki gelişmiş ülkelere bir göz gezdirirsek tümünün geçmişine, kültürüne sahip çıkan, kimliğiyle övünen insanlar olduğunu görürüz.

Kendi kültürünü ve ülkesini sahip çıkmayan ulusların, uluslar arasında da bir değeri olmuyor. Tarihiyle, mahallesi ve kültürüyle barışık bir güzel insan yaşıyor Kuşadası’nda. Belediyeden emekli olmuş ama yan gelip yatmayan, sürekli birşeyler üreten biri, Dürüye Sarayköylü.

Liman caddesinin doğusundaki pasaport dairesine gelince durunuz. Hani kale surlarından artakalan son kapı var ya orada… Yönünüzü Güneye dönüp yokuşu tırmanmaya başlayın, Türk hamamını geçtikten sonra yolun sağında Çalıkuşu’nun evini göreceksiniz. Çok güzel restore edilmiş. Yaptıranların eline yüreğine sağlık da acaba yeterince tanıtılıp ereğine uygun kullanabiliyor mu? Hiç de sanmıyorum. Kuşadası’nın yerlileri bile pek bilmiyorlar yerini.

Belediyeye daha önce de önermiştim. Bu eve gelenlere Çalıkuşu romanı bedava dağıtılsın, ya da ucuz bir ederle satılsın, etkinlikler düzenlensin diye… Yolu sapa diye mi bilmem pek ilgilenen olmadı. Asıl söylemek istediğim bu değil. Çalıkuşu evini de geçeceksin. Uğurlu sokak ve Behçet Çıkmazı’nı geçip Hasan Kaptan Çıkmazı’na geleceksiniz. Geldiyseniz biraz soluklanın orada.

Yolun sağ köşesindeki ev Düriye Hanımın evi. Sokak buram buram tarih kokuyor. Buğusu üstünde kurabiyeler de cabası… El emeği, göz nuru, Otantik pazar yazıyor sokağın girişinde. Duvarlarda sokağın tarihçesi: ” Sol taraftaki evde otururdu Bahriye Hanım ile Hasan Kaptan.Bahriye Hanım muallim kızıydı. Hasan kaptan da adı üstünde kaptan. Onlar da kendilerince sürmüş sefa. Ve ardından göçüp gitmişler dünyadan….”

Uzun uzun mahalleyi tanıtıyor. Sonra da yaptığı işlerin öz geçmişini yazmış duvarlara… “Un kurabiyesi (şekerleme): ” Anneannem zamanında da yapılmış, eve gelen konuklara, bayramlarda, özel günlerde. Un kurabiyesi ile ağırlamış dost konukları… Alın, bakın, siz de tadın eski insanlar gibi varın tadına. Alın, götürün siz de bir damak tadı sılaya…”

Tarih kokan sokağı meraklı meraklı bakarken orta yaşlı bir bayan yaklaştı yanıma. Yazıları ve el emeği, işlemeleri göstererek:

-Çok güzel şeyler, kim yaptı acaba? Güzel bayanın yüzü pembelere bürünüverdi. Biraz utangaç ama gururlu.

-Ben yaptım ama benim ereğim para kazanmak değil, diyerek söze girdi. Belediyeden emekli olunca yıllardır yaşadığım bu sokağın unutulup gitmesine gönlüm razı olmadı. İstedim ki aramızdan ayrılıp giden o güzel insanları bir şekilde yaşatayım. Annemin yaptığı kurabiyeleri, elişlerini, tarihçesini yazarak geçmişimize sahip çıkayım. Kültür yozlaşmasının yaşandığı günümüzde olumlu bir örnek olayım istedim.

-Başarabildiniz mi?

-Çok değil ama ben yine de inatla sürdüreceğim. İnanıyorum ki o güzel insanların tümü Kuşadası’na terk etmediler. Gelecekler. Gün geçtikçe duyulacak, sayımız çoğaldıkça öz kültürümüzü sahip çıkıp yabancı özentiliğinden de kurtulacağız. Sadece benim sokağım değil, Çalıkuşu’nun evini de pek gelip giden yok. Dünya kadar para harcandı. Daha güzel tanıtılsa, etkinlikler düzenlense olmaz mı, olur elbet. Ama o duyarlı insanlara fırsat verilmesi, bilgili kişilerin de rahatını kıyması gerekiyor.

Belli ki Dürüye Hanım çok dertli ama kararlı. Yazının başında neden Dürüye Çıkmazı dediğimi anladınız mı? Aslında yurt dışından gelen turistlerin ereği beton yığınları görmek değil. Anadolu’nun varsıl kültürünü tanımak. Biz kendimiz olmayı bir başarsak, o güveni bir sağlasak…

İnanıyorum ki Dürüye Hanım gibi inançlı insanlar bir araya gelirse tüm zorlukların üstesinden geliriz…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil