FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Yazarlar 4.10.2022 729 Görüntüleme

Edebiyatçı , Yazar

“BU DA GEÇER DENMİYOR”

Bu da geçer ve bu da geçmez arasında geziniyor nezaket. İdareli kullanayım derken bozulan parfüm şişelerindeki kokular gibi bazı insanların tepkileri. Zamanla, kullanmaya kullanmaya unutuluyor. Rayihası uçup gidiyor… İster istemez de verilmesi gereken tepki zıttı ile mayalanıyor. Ortaya karışık, akıl almaz, tuhaf diyaloglar yaşanıyor.

Tanıdık, çok bizden.. “Başım bugün çok ağrıyor” diyor biri. Diğeri “Evet, benim de! Hem de çok” diye yanıt veriyor. “Saçımı kestirdim, nasıl olmuş?” sorusuna “Kökü sende değil mi, uzar gider” diye cevaplıyor bir başkası. Sevinçle istediği bölümü kazandığını söyleyen öğrencinin sevincine ortak oluyor bir büyüğü(?) : ” O bölümü bitirince iş bulamazsın. Bizim falancanın falancasının falanca oğlu yıllardır iş arıyor” diye ekliyor ve ekliyor… Ortak tepkilerde buluşmalar bireysel devinimlerde son buluyor. Hayretle, şaşkınlıkla geçip gidiyor günler…

Bir taraftan bunlar yaşanırken, diğer taraftan da güzel şeyler oluyor. Hiç tanımadığınız insanların sunduğu nezaket. Nezaket sunulur mu demeyin, sunuluyor. Bazen yolda yürürken hiç tanımadığınız birinin içten bir selam vermesi, üstüne bir “ Merhaba” demesi . Bazen de sırada beklediğiniz kahvecide telaşlı halinizden zamanınız olmadığını anlayan birinin;”Buyrun, siz geçin öne .” demesi . Elinizde ağır yükünüzü gören sadece merhabalaştığınız komşunuzun market poşetlerinizi asansör olmayan apartmanınızda beş kat çıkarak taşıması gibi.

Yazarlar sesleniyor nezakete. Altlarını çize çize sözcüklerin. Martin Eden başlıyor, Jack London’da; “Terbiye ve nezaket denilen bir şey vardır ve senin de kimsenin onurunu kırmak gibi bir hakkın yok.” Ahmet Ümit bayrağı devralıyor ve; “Ama insanın söz geçiremediği duygular vardır, engelleyemediğimiz düşünceler. Nezaket başkadır, insanın içinden geçenler başka…” Şimdi de Anooshirvan Miandji’ye kulak verelim, şu büyülü cümlesine ; “Size tüm kapıları açabilecek bir anahtar vereceğim; üzerinde şu yazar; sabırla nezaket.” Anektodlardan çıkarımlar var, bir dolu… “Bir köylü Almanya’da birkaç ay geçirdikten sonra yakınlarının yanına döner. Gözüne ilişen bir tarım aracının ne olduğunu babasına sorar. “Bu aletin adı ne?” Babası yanıt vermek yerine aleti ayağına atar, o zaman bellek yitimi sona erer. Bunun gibi yabancılaştığımız ve dolayısıyla unuttuğumuz bazı şeyleri; nezaket, selamlaşma, gülümseme, vb.- arada sırada hatırlatan şeyler de olsa keşke.

Belki de asıl sorun, carisinde tek tip imgelerin dışında farklılık. Bir kısır döngüde sürekli aynı şeylerin peşinden koşanlar! “Aman selam versek ne olur, vermesek ne olur “ deyip geldikleri hiç belli olmayanlar. Karşısındaki insanın bir “merhabasını” bile farklı algılayıp, üzerinde mülkiyeti olduğunu zannedenler.

Akrep ile yelkovanın da bir nezaketi olduğunu, doğru zamanı gösterdiğini inkar edenler. Carisinde bir ad, bir soyad dışında başka odaları olmayanlar. Bir ad, bir soyad! “Gelecek yoksa, imgeler gereksizdir” sözünü sayfalara, duvarlara kazıyanlar. Geleceksizlikten öylesine yaşayanlar.. Yaşadılar, yaşıyorlar, yaşayacaklar.. Tıpkı, son insana kadar nezaketin de hep kıymetli olacağı gibi….Bu da geçer. Denmiyor.

Özlem Çallı

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

KISMET KAPTAN.  KAPTAN AMCAM

KISMET KAPTAN. KAPTAN AMCAM

Hazır Site by Uzman Tescil