Ana Sayfa Yazarlar 3.08.2026 82 Görüntüleme

Klinik Psikoloji YL-Danışman

Bir Çocuğun Görünmez Yaraları – 42 “Kırık Şehirlerin Çocukları”

Bazı yaralar kırık bir şehrin enkazı altında gizlenebilir. Dışarıdan bakıldığında şehir hâlâ ayakta görünür; binalar inşa edilir, yollar onarılır, hayat akmaya devam eder. Ama görülmez enkazın altında, tozun ve sessizliğin içinde hâlâ bir çocuk vardır. O, sadece kendi evinin değil, bütün bir toplumun acısını sırtında taşır. Depremde, savaşta veya salgın günlerinde “korku normalleşir”; çocuk ise bu yeni normalin en sessiz ve en derin yaralısı olabilir. Çünkü o, harabeye dönmüş meydanların kurbanı olduğu kadar en masum mirasçısıdır.

Kolektif travmalar, tek bir aileyi değil, bütün bir toplumu aynı anda yaralar. Depremde yerin sarsılması, savaşta bombaların sesi, salgında boşalan sokaklar… Çocuk kapısı kapanmış evlerin ortasında büyümek zorunda kalabilir. “Korkunun normalleştiği” bir dünyada yaşamayı siren sesleri, kayıp haberleri, boş sandalyeler, suskun yetişkinler ile birlikte öğrenir. Bu, günlük rutin haline gelir. Amigdala sürekli tetikte kalır; beyin “tehlike geçti” sinyalini bir türlü alamayınca, hipervigilans ve duygusal donma gibi savunma mekanizmaları devreye girer. Çocuk, korkuyu bastırmayı değil, onunla birlikte yaşamayı öğrenir. Artık yaşanan acı yalnızca bireysel bir yara değil; şehrin hafızasına kazınan kolektif bir yasa dönüşmüştür.

Çocuk, yaşanan olayı doğrudan deneyimlemese bile ebeveynlerinin travmatik yaşantılarından etkilenebilir. Anne babanın suskunluğu, ani öfkesi, geceleri uykusuz kalması ya da sürekli tetikte olması, travmanın aile ilişkileri yoluyla çocuğa yansımasına neden olabilir. Çocuk, kendi acısını yaşamasa bile ailenin ve toplumun acısını taşır. Enkazın çocukları hem kendi kayıplarını hem de büyüklerinin anlatamadığı yasları omuzlarında taşır. Bu yük, zamanla “ben neden böyle hissediyorum?” sorusuna, kronik kaygıya, umutsuzluğa ve “hiçbir yer güvenli değil” inancına dönüşür.

Bununla birlikte şehrin molozları arasında büyüyen çocuklar, aynı zamanda yarının dayanıklı toplumunu inşa edecek umudu taşıyabilirler. Kolektif yas, acının unutulmasıyla değil; paylaşılabilmesiyle dönüşmeye başlar. Birlikte tutulan sessizlik, zamanla birlikte konuşulabilen bir hikâyeye dönüşür. Toplumsal dayanıklılık, tam da burada birlikte ağlayarak, birlikte hatırlayarak yeniden inşa edilir. Anma törenleri, kaybedilenleri isimleriyle hatırlamak, aynı acıyı yaşayan insanların bir araya gelmesi ve “Ben de böyle hissediyorum.” diyebilmesi yalnızlık duygusunu azaltır. Çocuklara “korkun normal, üzüntün haklı, öfken anlaşılır” diyebilmek, onlara güvenli bir mahalle sunmaktır.
Böylece travma yalnızca bireyin omzunda taşınan bir yük olmaktan çıkar; topluluğun birlikte taşıdığı bir hikâyeye dönüşür.

Kırık bir şehirde doğmak, kırık bir insan olmak demek değildir. Enkaz temizlendikçe sessiz kalan sokaklarda yeniden çocuk kahkahaları yankılanabilir. O kahkahalar, acıyı en derin yaşayanlar olduğu kadar, umudu da en samimi taşıyanlar olacaktır.

Gerçek dayanıklılık, acıyı inkâr etmekte değil, birlikte yas tutup birlikte yeniden ayağa kalkabilmekte gizlidir.

Bir şehrin gerçek mimarları, yeniden güvenle oynayabilen çocuklarıdır. Çünkü belki de bir şehrin yeniden kurulduğunu gösteren ilk şey yükselen binalar değildir; ilk işaret, sokaklarında yeniden korkmadan koşabilen bir çocuğun kahkahasıdır.

Cem İnak
Klinik Psikoloji YL-Danışman
instagram.com/cem_inak

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil