Ana Sayfa Yazarlar 15.09.2023 335 Görüntüleme

1985 yılında Hacettepe Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Lisans, 1989 yılı Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Lisans mezunu. Konya, Hakkari, Safranbolu Devlet Hastanelerinde Diyetisyen olarak çalışıp, 2005 yılında emekli oldu.

KOMŞUMUN GİDENİ

Dün akşam kapı çaldı. Sevgili karşı komşum hoşgeldiniz demek istemiş. Bu sefer çok durdunuz dedi. Bir daha bu kadar uzun gitme diye de ekledi. Özlendiğini ve arandığını hissettiren cümleler ilaç cümlelerdendir, iyi gelmeyecek, memnun olmayacak insan yoktur hani.

Bir süre kapıda konuştuk, baktım sözümüz bitmiyor içeride devam edelim dedim. Kapı sohbetlerini sevmem ezelden. Sesler tüm apartman boşluğuna yayılır, yayılırken de, merdiven duvarlarına çarptıkça büyür sanki. Komşularla gelmeli gitmeli olabilenlerden olamadım ezelden.Küçüklüm buna imkan tanımadığı gibi, bende de böyle bir istek var mıdır dediğimde, iç sesim hemen yanıt veremez, duraklar şöyle bir, muallakta kalır. Biraz dışta durmak tercihim mi ne ? Tercihim bu yönde olsa da, her birinin varlığı hoşuma gider. Merdiven, apartman önü karşılaşmaları onlarla bir bağ kurmama yetebiliyor. Hani, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür yaklaşımı var ya, benimki o hesap gibi. Kapıda belde karşılaşmak, günaydın demek, merhaba nasılsın demek, hatta onlara konuk gelen, bana yabancı olan gözlerle karşılaşınca gülümseyerek geçişmek güzeldir. Evlerinde yanan ışıklarını görmek dahi memnuniyet duygusu ile sonuçlanır gönlümde. İyi herkes yerli yerinde duygusu hoşnut eder insanı.Uzunca süren ayrılıkların dönüşünde, her şeyi aynı bulmak da hoşumuza gider, rahatlatır bizi… Niye böyledir sorusunun cevabı bellidir; güven ve emniyet duygusu verdiği için !

Şehirlerin bile aynı kalmışını tercih edenlerdenim ben. Onu yık yerine bunu yapçılardan olamadım. Öncekilerin yerine dikilen heyula binalardan haz edemedim bir türlü.Eskiyi; gözlerim arar, ruhum özler. Mekanların da bir ruhu olduğunu ve bizimle konuştuklarını kabul ediyorum. Yerine yeni gelenler, bütün azametleri ile o ruhun üstüne dikiliyor ve de olmuyor. Hani yatırların üstüne yapılan binalar hayır etmez ya, aynı o gibi. Örneğin Karabükte bedesten diye bilinen yerin yıkılıp yerine Kares AVM yapılması buna örnektir. İnsan ruhu mekanların ruhlarını unutmuyor ve hatta özlüyor kanaatindeyim. Bu kanaatte olmam çok normal tabiki. Kişi herkesi kendisi gibi sanırmış. Bedestene yukarı taraftan girerkenki lokumcuyu, hemen girince sağ tarafta olan caba ve oklava satan yeri, çantacılarını, orta yerdeki kocaman çorapçı mağazasını ve en önemlisi de kuru kahveciyi arıyor gözlerim. Kavrulmuş kahvenin, çekilirken etrafa yaydığı yoğun kokunun verdiği hazdan mahrum yaşamak, rahatsız edici değil mi? Sadece ben mi arıyorum eski bedesteni ? Bilmiyorum… Şimdi bu yazıyı yazarken farkettim, her sabah suyumu içtikten sonra ilk iş, kahve kavanozunu açıp koklamam bu nedenle demek ki. Zihin geçmişteki tatlı anılarını yaşatıyor olmalı kendisine. Bilinçaltı durumları yaşıyormuşum da haberim yokmuş ama şimdi yakalandı köftehor. Yakalanınca da bilince çıkmış oldu. Demek ki yazmak, aynı zamanda kendimi keşfetmemi sağlayan bir eylemmiş, böylelikle anlamış oldum bu gerçeği de. Hoşuma gitti şimdi; bir yazma nedeni daha buldum kendime. Kuşadasında, bir iki sene öncesinde, yufkacıların olduğu yerde de böyle bir yenileme çalışması yapılıyor. Bildiğim kadarıyla öyle büyük ve yüksek binalar değil, geçmişindeki durumuna uygun, benzer havayı oluşturabilecek bir yer inşa edilecek. Aynı ruhu devam ettirebilecek bir yer planlanması, benim açımdan nasıl memnuniyet verici bilemezsiniz !

Karşı komşum, benim biraz dışta durma tercihimi delebilen birisi olarak, bir tebriği hak ediyor. Sevimli gelir, onun öyle ara sıra teklifsiz zili çalıp, hal hatır sorması. Bu sebeple onun kalbimdeki yeri de başkadır. Konuşmaları ise gerçekten samimi ve içtendir. İyi kalplidir ama, fazla çaktırmak istemez nedense. Oturup, havadan sudan konuşurken, aniden kardeşinin gittiğini söyledi. Nasıl yani oldum. O, bizim sitenin yanındaki sitede oturuyordu. Ara sıra site önlerinde rastlaşırdık. Bu istemediğim haberi duyar duymaz, gülümseyen yüzü canlandı hafızamda. Onu, öyle dopolamış beynim, gülümseyen yüzüyle. Ne zaman görsem, her daim gülümseyen bir yüz ! O gülümseyen yüz bir boşluk oluşturacak artık zamanımda. O boşluk, minik bile olsa hep varlığını sürdürecek benim dünyamda çünki onun yüreğimde bir yeri vardı, sevmişti onu öyle uzaktan. Cicime sevgiyle bakan gözleri için almışım onu kalbimin içine. Bir bozum oldum ki sormayın… Allah rahmet eylesin sözleri döküldü ağzımdan. Lisedeyken din dersi hocamız birisinin gittiğini duyunca ilk olarak Allah rahmet eylesin deyin demişti. Hiç unutmadım onun bu tembihini. Unutmadım çünki unutulacak bir insan değildi; sevdirmişti bize kendisini. Gönlümüzde yaşayanlar, kendi yerlerini kendileri oluşturur orada. Böyledir; sevilip unutulamayan insanların söylemleri de unutulmaz.. Konuşmamız devam ederken, baktım darallanıyorum, bir şeyler bahane edip evde dolandım bir iki minik minik. Neyse geçti çabuk, uzatmadı kendisini.

Kalkıp, bir iki rekat namaz sonrası, ona bir Yasin okuma zamanım şimdi. O gülümseyen yüze ve sevgi dolu gözlerine teşekkürümü etmeliyim. İsmini hatırlayamıyorum ama hafızamdaki yüzünün, duamın mührü olacağına inanıyorum…

Sevgilerimle

Dyt. Güner Erbay

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil