Ana Sayfa Yazarlar 18.07.2026 52 Görüntüleme

Klinik Psikoloji YL-Danışman

Bir Çocuğun Görünmez Yaraları – 40 “Tanrıyla Korku Arasında”

Bir çocuğun yaraları bazen de gökyüzüne uzanan, ancak kalbine ağır bir zincir bağlayan bir kulede gizlenir. Dışarıdan bakıldığında göğe uzanan bu aydınlık kuleye insanlar kutsal der. Ancak içindeki çocuk, sevgiden çok korkuyla tanıştırılır. Her “günahkâr” sözü, bir tuğla daha ekler kuleye. Her “ceza” ve “korku”, Tanrı’nın sevgisiyle karıştırılır. O kule yükseldikçe çocuk küçülür; sevgiyle değil, korkuyla büyür. Ve yıllar sonra yetişkin olduğunda hâlâ o kulenin gölgesinde yaşar; Tanrı’yla korku arasında sıkışmış bir ruhla.

Kimi çocuklar için din, çoğu zaman sevgiyle değil korkuyla öğretilir. Kule yalnızca taşlardan örülmez. Bazen birkaç cümleyle yükselmeye başlar: “Allah seni görür”, “günah işlersen cehenneme gidersin”, “itaat etmezsen lanetlenirsin” gibi cümleler, küçük bir kalbin en derin yerine korku tohumları eker. Bazı dini otorite figürleri (aile büyükleri, hocalar, din adamları) sevgiyi değil, itaati ve suçluluğu ön plana çıkarır. Çocuk, “iyi olmak” ile “korkmak” arasında ince bir çizgide yürümeyi öğrenir.

“Günahkâr çocuk” imgesi, onun masumiyetini yavaş yavaş eritir. Her hata, sadece bir davranış değil; ruhuna yapışan kalıcı bir leke gibi hissedilir. Böylece çocuk hata yapmaktan değil, var olmaktan utanmaya başlar. Bu durum ise vicdan gelişimini değil, sürekli bir utanç ve değersizlik duygusunu besler. Bu travma, bireysel olduğu kadar toplumsal bir mirastır. Ailede “ayıp” olanı gizleme ile dinin “günah” kavramı birleşince, çocuk duygularını sorgulamayı ve öfkeyi tehlike olarak görebilir. Duygusal baskı ile duygularını susturma iç içe geçer; çocuk, gerçek duygularını Tanrı’ya karşı bir ihanet gibi yaşamaya başlar. Bu baskı, kimlik gelişimini derinden yaralayabilir.

Çünkü çocuk, “sevgiyle mi, yoksa korkuyla mı seviliyor?” sorusunun cevabını hiçbir zaman net alamaz. Oluşan bu belirsizlik bazı bireylerde katı ve korku temelli bir dindarlığa, bazılarında ise inanç uzaklaşmaya ya da çatışmalı bir ilişki geliştirmeye neden olabilir. Her iki durumda da iç dünyasında derin bir ruhsal çatışma ve yalnızlık kalır. Ancak unutulmamalıdır ki, korku üzerine kurulan bir inanç değil, sevgi üzerine kurulan bir ilişki gerçek şifadır.

İyileşme kuleyi yıkmak değil, kulenin kapısını içeriden açabilmektir. Aralanan kapı aralığından çocuğu dışarı çıkarmak “Tanrı’yla korku arasında” o yükselmiş kulede sıkışmış çocuğu bulmakla başlar. O çocuğa “Sen günahkâr değilsin, sadece insansın” diyebilmek, sorgulamayı ve duyguları ifade etmeyi cesaretlendirmek, dinî travmanın en derin yaralarını sarmaya yardımcı olur. Sağlıklı bir inanç, korkuyla değil; özgürce sevmek ve sevilmekle mümkündür. Bugün o kuleye tekrar bakma cesareti gösterebilirsiniz.

Belki de yıllardır yıkmaya çalıştığınız şey inanç değil, korkuyla örülmüş duvarlardı. Kurtarılması gereken ise içeride unutulmuş çocuktu. Çünkü Tanrı korkusuyla değil, sevgiyle büyüdüğümüzde hem kendimizle hem de inancımızla barışırız. Ve belki de o zaman, gökyüzüne bakan hiçbir çocuk başını korkudan değil; meraktan, umutla ve sevgiyle kaldıracaktır.

Cem İnak Klinik Psikoloji YL-Danışman instagram.com/cem_inak

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

ZEYTİNİN HİKAYESİ

ZEYTİNİN HİKAYESİ

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil