Ana Sayfa Yazarlar 24.06.2023 577 Görüntüleme

1985 yılında Hacettepe Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Lisans, 1989 yılı Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Lisans mezunu. Konya, Hakkari, Safranbolu Devlet Hastanelerinde Diyetisyen olarak çalışıp, 2005 yılında emekli oldu.

MERDİVEN

Bedri Rahmi Eyüpoğlunun bir şiiri benim yaşam sloganımı oluşturuyor diyebilirim.

Ben arıya arı demem

Arının balı olmalı

Ben güzele güzel demem

Güzel faydalı olmalı

Güzel dediğin işe yaramalı,

Evet böyle diyor. Yani bir taşla bir muş vurmak yetmez en az iki muş vur diyor. Böyle olabilmek gayretkeşkarlık istese de, eğer normal davranış kalıbın olduysa, kişiye sorun oluşturmuyor. Normal davranış kalıbı olabilmesi, ailede de böyle bir alışkanlık varsa kolay oluyor. Ailede görmediysen, hayatın diretmeleriyle zorunlu olarak da yapılabiliyor, fakat bir zorlanma, bocalama devresi geçiriliyor. Söz konusu olan bensem, aileden antrenmanlıydım,…hayat direttiğinde, Ooo ben bunu biliyorum ki dedim.

Yerleşik davranış kalıbı oluşturduktan sonra gerisi çorap söküğü zaten. Herzaman, iki arada bir derede iş halletmeler sıradan durumlar olur.Bir işi çabuk çabuk yapmak, zamandan kazanmak size cazip gelir. Zamandan kazanınca ne olur dersiniz.Sizin kazandığınız o zamanı bir başkası kolayca harcar. Aynı para gibi. Kendin emek edip kazanmadığın parayı kolay harcarsın. Zamanı da aynı böyle harcarlar.

Neyse işte, can çıkmadan huy çıkmazmış. Bendeki durumlar aynen devam ediyor. Ammavelakin bu huy zararda veriyor insana. Biraz fazla tabak, bardak kırılıyor, sade tabak bardak olsa iyi, ufak tefek kazalara da çanak tutuyor. Elinden kolundan minik yanıklar ve kesikler pek eksik olmuyor. Son zamanlarda daha dikkatli olma konusunda eğitmeye çalışıyorum kendimi. En çok el göz koordinasyonunu bırakınca oluyor olanlar. Hani derler ya elin işte gözün oynaşta, durumlar öyle gibi olduğunda, vuku buluyor kazalar. Tabi birde tatlı canının kıymetini bilmek gerekiyor. İnsan kendi kendisini biraz nazlamalıymış. Banaysa bunlar hep çok uzak oldu. Ne tatlı canımın kıymetini bilebildim, nede kendimi nazladım. Tatlı canının kıymetini bilmek nasıl olur demeyin. Her türlü oluyor. Örneğin bir gün yanımda birisi limon sıkacaktı, önce limonun iki ucunda bulunan iki sivri çıkıntıyı kesti ki, limonu sıkarken eline batmasın. Bu, ne kadar düşünsemde, benim akıl edeceğim bir şey değil işte. O batışı önemsemem ben, ama önemsemek gerekiyormuş.Hiçkimsenin, hiçbir şeyin eline batmasına izin vermeyecekmişsin…Eee sen kendine ihtimam göstermezsen başkası hiç göstermiyor.

En son A merdivenden düştüğümde de böyle olmuştu. Aslında, iki elim de doluyken merdivenden inmeye çalışma düşüncesizliğimdi, felaketi bulma sebebim. İlk düşme anında, eyvah düşüyorum, şimdi bana ne olacak kimbilir oldum. Dran diye zemine çakılmadan önce başımı fortmantoya çarptım. Enteresandır fortmanto ile zemin arasındaki o kısacık mesafeyi kat ederken, iyi oldu biraz hızım kesilmiştir, nasılsa başıma bir şey olmadı, daha yumuşak iniş olur diye düşünüp, umutlanmıştım. Herzaman her durumda umut nedenleri oluşturma alışkanlığım düşme anında da yalnız bırakmadı beni, fakat yanılmışım başıma da dikiş atıldı. Yine de umduğum gerçekleşti mi bilmiyorum diyemeyeceğim. Bugün bu yazıları yazdığıma göre gerçekleşmiş demektir. Zeminle buluşunca, sistemim errora girdi, yaklaşık bir saatte çıkamadı oradan. Omzunda bir çatlak ve boyun ile diz arasındaki heryerin yumuşak doku zedelenmesi olmuş, dedi yetkili ağızlar. Kırık olmadığı halde çok zor günler geçirdim. Sağa sola dönmeden günlerce kaskatı yatmak bir yana, yukarı solukta olmak bir yana. Çok nefes sorunum oldu, aldığım nefes yetmiyordu bir türlü !

Deprem olunca öğrendim crush sendromunu. Sendrom, sanki benim yaşadıklarımı tarif ediyor diyorsun! Diyorsun ama, göçük altındakileri görünce, utanıyorsun kendi saptamalarından. Solunum açlığının nedeni, çarpmanın şiddeti ile kaslardan açığa çıkıp, kana karışan potasyumun marifetiymiş. Midemin içi zehirle dolmuş gibiydi. İki gün hiçbir şey yemeden su içtim durdum. Su içmem gerektiğini bildiğim için çok su içsem de, enteresan bir şekilde ne kadar çok su içersem içeyim susuzluğumu da gideremedim. O zamanlar, stresten şeker yükseldi diye tahmin ediyordum, fakat hepsi crush sendromunun marifetiymiş. Kanda yükselen potasyumun yarattığı susuzlukmuş bendeki. Biliyorum benim durumum, depremzedelerle mukayese edilemeyecek hafiflikteydi.. Öyleyken; kasım ayında düştüğüm halde, omzumdaki çatlak çabuk kaynamasına rağmen, kaslar hala tam normale gelmiş değil. Kol hala acıyor, dizimse tam olarak bükülmüyor. Ben böyleyken; göçükten çıkanların durumunu tahmin etmek zor olmamalı bizlere. Depremin gerçekleştiği yerlerde yaşayanları unutmayıp, her türlü yardım için elimizi taşın altına sokmaya devam etmeli, oralarda hali hazırdaki durumları takip etmekte ihmalkar olmamalıyız. Biz insanlar gözümüze gözümüze sokulmayanları çabuk unutabiliyoruz. TV ler oraları göstermeyince, herşey düzeldi havasına kapılmak tercihimiz olabiliyor. Unutmamalı ve unutturmamalıyız. Kurban Bayramı bunun için güzel bir fırsat olabilir. Yardımların akıbetinden emin olabileceğimiz faaliyetler düzenlendiği takdirde, çok yaralar sarılabilir.

Sevgilerimle

Dyt. Güner Erbay

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Ne Kadar İnsanlaştık ?

Ne Kadar İnsanlaştık ?

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil