FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Yazarlar 25.09.2023 261 Görüntüleme

Şair , Yazar

Hayvanlara Doğru Yaklaşım Üzerine (4)

Sevgili okurlar hayvan türüne doğru yaklaşım üzerine değerlendirmemize ve sizlerle sohbet etmeye devam etmek istiyorum. Bilindiği üzere insan türü düşüncede soyutlama yetenegi ve gücü edinmeden önceki dönemde tabiatta diğer primatlar gibi doğal yaşamını sürdürmeye çalışırken orman yasalarını uygulayabildigi ölçude yaşama tutunabiliyordu. Orman yasalarına en iyi adapte olabilen türler suni ve doğal seleksiyondan kurtulabiliyorlardı. Yani yaşamda kalabiliyorlardı. Adapte olamayanlar suni ve doğal seleksiyonun acımasız ve amansız çarkının dişlileri arasında can verip ellenip yok oluyorlardı. İnsan türü zayıf biyolojik doğasının zorunlu bir ürünü ve sonucu olarak düşünce dünyasında- beyinsel bir gelişmeye evrildi ve düşüncede sonuçlar çıkarıp onu pratikleştirmek demek olan ‘ düşüncede soyutlama yetenegine ‘ kavuştu. Tabi ki bu çok uzun süren onbinlerce yıllar içinde olabilen bir düşünsel- zihinsel sıçrama ve devrimdi.

Insan soyunun bu güne kadar tabiat karşısında yaptığı ve başarabildiği ilk ve tek büyük özgürleşme hamlesi ve devrimi bu düşüncede soyutlama yetenegini edinmiş olmasıdir. Tabiatta karşı özgürleşmedeki bu büyük adım insan türünün tam özgürleştiği ve insanlaşma sürecini tamamladığı anlamına gelmez elbette. İnsanlaşma süreci tamamlanmış bir evrimsel süreç degildir. Devam etmekte olan bir süreçtir. Doğaya karşı özgürleşme sürecine girmek çok önemli bir sıçramadır ancak yeterli degildir. İnsanların zayıf doğasının zorunlu sonucu olarak oluşturulan kom’ lardan kopuşu ve onlara karşı özgürleşmesi olmadan… Ve ayrıca cinsiyet olarak eril ve dişil olanın birbirlerinden tam kopuşu- olmadan insanlaşma sürecinde bir tamamlanmışlıktan- tam bir özgür insandan söz edemeyiz.

Sevgili okurlar bu boyutu daha sonraki yazılarda daha ayrıntılı ele alacağız. Şimdi tarihsel gelişim içinde insanların hayvanlara olan yaklaşımını irdelemege devam edelim. Düşüncede soyutlama yetenegi edinmeden önce insan türünün diğer primatlara olan yaklaşımı diğer primatların insan türüne olan yaklaşımının aynısıydı. Yani gözü ve gücü kesenin güç yetirdiğini öldürüp yemek ve karnını doyurmakla sınırlı bir yaklaşımdan ibaretti. Özetle; Güçlü olan güçsüzü yiyiyordu. Ve en zayıf da insan türüydü. En çok da insan yem oluyordu. Bu zayıflık düşün- beyin gelişimini koşullayınca evrimsel bir aşama ortaya çıktı ve insan diğer primatlara göre güçlü hale geldi. Zira yaşam pratiğinden sonuçlar çıkarmayı öğrenmiş bulunuyordu artık. Bu dehşet bir güçlenme ve büyüme idi. İnsanın bu aşamadan sonra primatlarla olan ilişkisi ve yaklaşımı yeni bir evreye geçmiş oluyordu. O zamana kadar sadece onları öldürüp yemekle sınırlı olan ilişkisi artık onları yakalayıp rehin tutma ve biriktirmeye ve ihtiyaç olduķça onları yemeye yöneldi. Bu pratikleşme içinde onların ( besleyip rehin tuttuğu mağara ve kovuklarda )üremelerini gözleyerek sonuçlar çıkardı. Ve böylece onları niceliksel olarak çoğaltabilecegini öğrendi ve tabiki bunlara paralel olarak etinin yanısıra sütünden beslenmeyi ve derisini de giysi olarak kullanmayı öğrendi. Sevgili okurlar dikkat edersek insanın hayvanları öldürmesi de, beslemeyi ögrenmesi de, onların et süt ve derisinden, yün ve kılından yararlanması da vb.. yaşamsal ihtiyacının zorunlu bir sonucuydu.

Bir keyfiyet içeren durumdan söz edemeyiz. İnsan soyunun ilk ve orta dönemlerde hayvanlara olan yaklaşımında, onların özgürlüğünü ortadan kaldırma ya da sınırlama ya da onları yeme pratigini mecbur kaldığı için yaptığını biliyoruz ve bu zorunluluktan dolayı bu yaklaşımı anlamlandırıyor ve anlayabiliyoruz. İnsan soyu buna mecburdu. Yaşama tutunma savaşında bunu yapmak zorunda idi. Diğer türlere insanın bu yaklaşımı tabi ki o türlerin doğal gelişimlerine bir müdahale idi. Onların özgürlügünü kısıtlayarak, Onları zapturapta alarak ve evcileşmesini sağlayıp dölden döle üremeye mecbur ederek biyolojik- genetik doğalarına doğrudan bir müdahale edilegelinmiştir. Burada bir zoralım, zorla alıkoyma söz konusudur.Yapılan iş suni bir müdahaledir. İnsan soyunun lehine olmakla beraber hayvan türlerinin aleyhinedir. Dolayısı ile yapılan hem adaletli degildir hem de doğru bir yaklaşım degildir. Ama insan soyu buna mecbur idi. Mecburiyetin olduğu halleri ve zaman dilimini anlamak mumkündür. Ancak zorunluluğun ortadan kalktığı hal ve dönemden sonraki yaklaşımı anlamak ve onaylamak mümkün degildir. Bir dahaki yazımızda bu konuda değerlendirmemizi sürdürecegiz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere.

Doğan Karaağaç

25 Eylül 2023

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

BAYRAK YARIŞI BÖYLE OLMAZ !

BAYRAK YARIŞI BÖYLE OLMAZ !

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil