Ana Sayfa Yazarlar 10.05.2026 64 Görüntüleme

1985 yılında Hacettepe Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Lisans, 1989 yılı Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Lisans mezunu. Konya, Hakkari, Safranbolu Devlet Hastanelerinde Diyetisyen olarak çalışıp, 2005 yılında emekli oldu.

KLEOPATRANIN SIRLARI VE ANNEM

Kleopatra deyince aklıma Mısır geliyor. Mısır deyince de Piramitler, Ramses, Tutankomon, Nefertiti ve Nil nehri. Mısır piramitleri gerçekten görmek istediğim yerlerin başlarında yer alır. Birinciye ise kuşkusuz Mekkedeki Kabe geliyor. Kabenin aurasını hissetmeyi çok isterim! Daha sonra da kuzey ışıkları ve taç mahal gelir. Elbette Kleopatra’dan bahsedince Sezar da geliyor akla. Hemen akabinde Antonius ve kaderin cilvesiyle hain olan Brutus! Brutus bizlere ne oldum değil ne olacağım diyeceksin lafının canlı örneğini teşkil ediyor!

Kısa süre önce Safranbolu’dan Kuşadasına geldik. Yaz mevsimini burada geçireceğiz fakat bundan böyle yılın büyük bölümünü daha ziyade burada geçirmemiz de söz konusu. Safranbolu yıllardır yaşadığımız yer olması ve oldukça da güzel bir yer olması nedeniyle pek göz ardı edebileceğimiz bir yer değil. Seviyoruz orayı, sevilenler terk edilemezler. Ne var ki Kuşadasını da seviyoruz. Her iki yerleşim yeri de sevilmeyecek yerler değil. Her ikisinin de manzara olarak gözleri doyurduğunu söyleyebilirim. Kuşadasında muhteşem deniz manzaraları, Safranbolu’da kanyon ve orman manzaraları çok güzel. Safranbolu eski evleri ile ünlü olsa da, o tam bir kanyonlar şehridir diyebiliriz ve özellikle sonbaharda kanyon manzaraları harikadır. Safranbolu’ya gitmeyi düşünüyorsanız sonbaharı tercih etmenizi öneririm. Kuşadası’nın ise bence en güzel mevsimi ilkbahar!

Neden ilkbahar derseniz cevabımı beni takip edenler tahmin edebilir. ? ilkbahardır çünki, bu mevsimde Kuşadasının havası kalite olarak zirvede oluyor. Mart ayından başlayarak etrafı süsleyen çiçekler denizle birleşerek, görsel bir şölen sunuyor. İlk önce mimozalar açıyor. Özellikle Green Beach civarı mavi ve sarının muhteşem uyumunu gözler önüne seren olağanüstü görüntüler veriyor. Upuzun kumsalları kum çiçekleri ile donanıyor. Kuşadasının engebeli bir arazi olması burayı manzara bakımından eşsiz kılıyor. Bu bakımdan Safranbolu’da aynı pozisyondadır. O da engebeli bir arazide yer alır. Böylece Kusadasında denizi, Safranbolu’da kanyonları tepeden seyretme imkanını elde edebiliriz.

Manzaranın ötesinde Kuşadasının çok önemli bir özelliği daha var. Hep söylediğim gibi havasının insan sağlığına olan iyileştirici etkisi! Bu etki ilkbaharda tepe noktada oluyor. İlk baharda nem seviyesinin çok düşük olması ve denizin daha çalkantılı olması nedeniyle kalite bu seviyelere erişiyor. Her iki etmen havadaki negatif iyonları çok yükselttiği gibi iyot miktarını da yükseltiyor. Havanın açık denizden gelen temizliği ile birleşen bu iki etmen hava kalitesini süperleştiriyor diyebilirim. Daha önce de hep bahsettiğim gibi negatif iyonlar vücudumuzda antioksidan olarak işlev görüyorlar. Bu işlev de bizlerin sağlığına sağlık kattığı gibi antiaging ( yaşlanma karşıtı) etki de gösteriyor fakat kuşadasının antiaging etkisi bu kadarla sınırlı değil elbette. Burada yetişen sebze ve meyveler de antiaging etkiyi katlayan etmenler. Kuşadası pazarlarında satılan yeşil yapraklı sebzeler bunun en önemli sebebi. Özelikle bu aylarda ısırgan ve ebegümeci benim favori sebzelerim. Hem vitamin ve madensel maddelerinin çokluğu hem de yüksek antioksidan ihtiva etmeleriyle altın değerinde olan bu iki sebze, tarımsal üretimlerle değil, doğada kendi doğasınca üremesiyle çok önemli! B grubundan B2, B6, B9′ zu, yağda eriyen vitaminlerden A, E, K yı yüksek oranda içermelerinin yanında madensel maddelerden demir, çinko ve magnezyumu da yüksek oranda barındırıyorlar. Tüm bunların yanında bol miktarda C vitamini içermeleri bonusları oluyor diyebilirim. Böylece bu iki sebze yaşlanma hızımızı tökezletip, yavaşlatıyor.

Yaşlanma hızımızı başka ne tökezletip yavaşlatır? Elbette zengin omega üç içeriği ile Kuşadası balıkları ve Aydının güzellerinden birisi olan enginar! Balık yüksek protein içeriği ve omega üçünün yanında fosfolipitleri ile de yaşlanma hızını yavaşlatır. Kas dokusunu korumak yaşlanmaya karşı koymada çok önemlidir. Kaslara ise protein gerekir. Enginar karaciğeri temizler. Karaciğerin temizlenmesi yaşlanmayı önleyen önemli bir unsurdur. Enginar damarları da korur ve damar sağlığımızın iyi olması yaşlanmamızı azaltan etmenlerin başında yer alır.

Başka başka ne antiaging etkidedir. Hepsi bu kadar mıdır? Değildir elbette kemik ve cilt dokumuzu korumak da gerekir. Görüntümüzü genç kılmak için bu iki doku çok önemli. Dik durmadan genç bir görüntü sunmamız mümkün olamaz. Keza kırışık ve buruşuk bir cilt de yaşlı görünmenin en büyük sebeplerindendir. Öyleyse ne yapacağız süt, peynir, kefir ve yoğurdu soframızdan eksik etmeyeceğiz. Böylelikle yeterli kalsiyum ve proteinle hem kemiklerimizi hem de kaslarımızi korumuş olacağız. Peki ama derimiz için ne yapacağız. Derimiz için son zamanlarda peptit içeren kremler ve retinol serumlar öneriliyor. Retinol kolajen sentezini artırarak kırışmayı önlüyor, peptitler cilt hücrelerini yeniliyor. Peptit demek proteinlerin bir miktar parçalanarak küçülmüş olması demektir. Anlaşılıyor ki bunları kan yoluyla hücrelere ulaştırmanın yanında cilt üstüne sürerek direk olarak hücrelere temin edebiliyoruz. Bu amaçla üretilmiş bir çok krem piyasada mevcut. Elbette ki E vitamini de cilt yaşlanmasını azaltan bir etmen. E vitamini hücre zarının dayanıklılığını artırarak cildin nemini korumasını sağlar. Kolajen sentezini artırır ve cilt hücrelerinin daha uzun ömürlü olmasını sağlar çünki o aynı zamanda bir antioksidandır. A vitamini de böyledir.

Hepimiz biliyoruz ki Kleopatra güzelliği için süt banyosu yaparmış. Rahmetli Prof. İlber ORTAYLI hocamızdan öğrendigime göre Kleopatra aynı zamanda döneminin önemli bir eczacısı imiş. Eczacılık ile, kozmetik ile, cilt bakımı ile ilgili pek çok kitabı İskenderiye kütüphanesinde yanmış. Bu kütüphane insanlık için çok mühim bir kütüphane! Yüzyılların binyılların süzgecinden çıkmış insanlığı, dünyayı ve evreni anlamamızı ve bunlara ait pek çok sırrı öğrenmemizi sağlayan bilgiler içeren bir kütüphane. Bu nedenle de yakılmış olduğuna kesin gözüyle bakıyorum. Yakıldı çünki insanları yönetmenin en kolay yolu onlara yanlış bilgiler vermekten geçiyor! İstenilen doğrultuda yönetmek için, insanların doğru bilgiye ulaşmalarını önlemek gerekiyor. Günümüzde her türlü bilgiye ulaşmamız çok çok kolay; artık bilgiler saklanamıyor. Saklamak mümkün olmadığına göre, belli doğrultuda insanları yönetebilmek için ne yapmak gerekir? Kafaları karıştırmak gerekir. Ne eğri ne doğru bilinememesi gerekir. Her kafadan bir ses çıkması gerekir. O halde bizleri daha kolay yönetmek için bilgi kargaşası yaratmak gerekiyor diyebiliriz. Son yıllarda da bu yapılıyor. Birbirinize zıt olan bir çok bilgi önümüze seriliyor ki, kafamız karışsın! Eski kadim bilgilere ulaşmamız ise engelleniyor!

Konumuza dönersek Kleopatra niye süt banyosu yapıyordu? Bu sorunun cevabını bilmek önemli! Sütün içinde ne vardı ki onu güzelleştiriyor ve gençleştiriyordu? Kuşkusuz bütün bunların cevabı da iskenderiye kütüphanesi ile birlikte yandı. Bizler ise onu hala, güzelliği için litrelerce sütü boşu boşuna harcayan ekmek yoksa pasta yesinler diyen Fransa kraliçesi Marie Antoniette gibi şımarık bir kraliçe olarak hafızalarımızda canlandırıyoruz. Gerçek acaba gerçekten de bu mu?

Gerçek bu değil elbette. Sütün cilt dokusu üstündeki yararlı etkilerini biliyordu ki böyle bir uygulamayı yapıyordu. Hatta belki de yapmıyordu, sadece kaymak sürüyordu! Sonuçta kütüphane yandı ve Marie Antoniette’nin o meşhur sözü söyleyip söylemediği bile kesin değil! O halde süt banyosunun da hikaye olması muhtemeldir. Süt banyosu veya süt kaymağı, bunların aslı faslı nedir? Bugün işte ben bunları anlatmak istiyorum. Deri dokumuzdaki hücrelerin yağa ve neme ihtiyacı olduğunu hepimiz biliriz. Bunu çocukluk çağlarından intibaren öncelikle ellerimizde fark ederiz. Deri dokusu vücudun her tarafında aynı özelliklerdedir. Süt nem ( su) içeriği çok yüksek bir gıda olmasının yanında yağ içeriği ile de öne çıkar fakat yağını çiğ sütte görmemizin mümkün olmadığı bir gıdadır o. Bunun nedeni sütün içindeki fosfolipitlerin süt yağını su ile karışması, birbiri içine sokmasıdır. Süt pişince; içindeki proteinlerle ve süt şekeri laktozla ve suyla birleşmiş olan yağ, bu bileşikden ısının etkisi ile kendisini ayırır ve yüzeyde birikir. Biriken bu yağ beraberinde bir miktar proteini de taşır. Proteini taşırken elbette peptitleri de taşır. Bu durumda, kaymakta hem yağ hem de protein ve peptitler var demektir. Ayrıca kaymakta belli miktarda su da vardır. Süt yağına tereyağı deriz. Sütün kaymağını biriktirdiğimizde sulandırarak el blendırı ile blendır edersek kısa zamanda tereyağ elde ederiz. Tereyağı büyük ölçüde kısa zincirli yağ asiti olan bütirik asitten oluşur. Kısa zincirli olması ciltte kolay emilmesini sağlar. Cilt hücrelerinin içine daha kolay nüfuz eder. Tereyağının içinde başka ne vardır? Biliyoruz ki özellikle otlayan ineklerin sütünde A , E ve K vitamini vardır. Hatta D vitamini de vardır. Öyleyse süt yağında olan bu vitaminler kaymakta da vardır. Şimdiye kadar yazdıklarımı toplarlarsak kaymakta, yağ, fosfolipit, protein, peptit, A vitamini, E vitamini ve D vitamini vardır. O halde kaymak mükemmel bir cilt kremidir diyebilir miyiz? Deriz! Yaşlanma karşıtı bir kremdir diyebilir miyiz? Deriz! Kaymakta fosfolipit olması cilt için önemli bir faydadır. Önemli bir faydadır çünki hücrelerimizde de yağ ile suyu birbiri içine sokar. Yağ ile su birbiri içine girince cilt hücreleri daha iyi nemlenir. Tüm bunların yanında otların bol oldugu bu günlerde süt kaymagında omega 3 te vardır ve omega 3 yaşlanma karşıtı önemli bir moleküldür. O halde Kleopatra gibi süt banyosu yapmasak da sütün kaymağını krem olarak değerlendirebiliriz diyorum. Kuşadasında özellikle pazarlarda köy sütü bulmak mümkün. Bu sütler bu mevsimde otlayan ineklerin sütleri. Bu mevsimdeki sütlerin kaymaklarını minik kaplarda derin dondurucuya atmanızı tavsiye edebilirim. Böylece yıl boyunca kullanacağınız kremleri muhafaza edebilirsiniz. Süt kaymağını krem olarak kullanmayı, annesinde görmüş birisi olarak uygulamaya almışlığım, Kleopatranın eczacı olduğunu öğrenmemle, üstünde daha ciddi düşünmemi sağladı. Herkesin annesi onun için kuşkusuz ki bir Kleopatradır. Her şeyin en en eni annesidir. Bu vesile ile tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Kleopatranın bu uygulaması, ya dilden dile yayıldı, anneme kadar intikal etti, yahutta ondan çok daha önceden beri halk tarafından biliniyordu ve kullanılıyordu. Tüm bunlardan sonra bir de şunu düşündüm, sanki tarihteki önemli şahsiyetleri, bizlerin gözlerinde önemsizleştirmek için bir dolaplar döndürülüyor gibi. Sizce de öyle mi?
Sevgilerimle.
Dyt. Güner Erbay

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Bilginin iki hali Üzerine

Bilginin iki hali Üzerine

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil