FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Yazarlar 17.08.2023 499 Görüntüleme

1985 yılında Hacettepe Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Lisans, 1989 yılı Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Lisans mezunu. Konya, Hakkari, Safranbolu Devlet Hastanelerinde Diyetisyen olarak çalışıp, 2005 yılında emekli oldu.

KELEBEK ve DENİZ

Kelebekler denize konar mı? Konmaz elbette, ne işleri olur onların denizle. Onlar kanatlarındaki renkler misali rengarenk çiçeklerin arasında dolaşarak geçirir ömürlerini. Böceklerin en güzeli. Tırtılın form değiştirmiş hali. Yerlerde sürünürken, göklerde uçan olan canlı. Bizlere göre çirkin mirkinken, yine bizlere göre mucize eseri güzeller güzeli oluverir. Allahın gücünden, hikmetinden sual olur mu ?

KELEBEK; bir roman fakat yaşanmış gerçek bir hikaye. Her tutulan roman gibi filmi de çekilmiş. İki kez filmini seyretme fırsatım oldu. İlkini, Hacettepe Yurdunda kalırken, yurt müdürünün kendi videosunda birkaç arkadaşla birlikte seyretmiştik. Kısa süre sonra TV’de de yayınlandı. Bir filmi ikinci kere seyretmek hiç bana göre olmasa da, bir kez daha zevkle izledim. Üstelik odukça uzun bir film olmasına rağmen! Steve Mc Queen ve Dustin Hoffman baş rollerde döktürüyorlardı. Sonra, nereden elime geçtiyse, kitabını da okuma fırsatım oldu.Kitapların her zaman filmlerden kat be kat güzel olduğunu bildiğim için, yüksünmeden okudum. Film harikaydı, kitap harika ötesi ! Muhteşem, olağanüstü ne dersen de, bütün güzel nitelemeleri hak ediyor bu roman. Kelebek, kahramanın lakabı . Göğsünde kelebek dövmesi olması münasebetiyle alıyor bu nitelemeyi. Suçsuz olduğu halde müebbet cezası veriliyor ona ve o andan sonra tek amacı kaçmak oluyor.

Bir süre sıkı güvenlik önlemleriyle korunan, şartları bir insan için çok zorlu olan bir hapishanede kalıyor. Sonrasında, tüm mahkumlarla birlikte kaçmanın imkansız olduğu bir adaya götürülüyor. Denizin ortasında, uçurumların üstünde yükselen bir ada . Adadan denize inmek mümkün değil, her yer ama her yer uçurum. Deniz azgın dalgalı ve dalgalar adaya vururken denize düşeni parçalıyor .. Bu yüzden , burada mahkumları serbest bırakıyorlar. Ada onlara açık hava hapishanesi oluyor…

O gün deniz, büyük dalgalarla coşmuştu. Sadece bir kişi denizde yüzüyor, diğer herkes kıyıda güneşleniyordu. Neyime güveniyorsam, ben de girdim denize. Sidede de böyleyken girip yüzüğümü hatırlayıp endişelenmedim. Yine de temkinli olmak adına su belimden biraz yukarıya gelince, kıyıya paralel yüzmeye başladım . Dalgalarla yüksele alçala yüzerken bir tanesi tam üstümde şiddetle kırıldı . Balyoz gibi çarpmasıyla birlikte ağzımdan, burnumdan , kulaklarımın içinden oluk gibi sular aşağılara doğru aktı. Nefes alamaz oldum. Nefes almam lazımdı, nefessiz kalmıştım fakat refleks öksürmeyi otomatiğe aldı. Bırak öksürüğü, ne olursa olsun nefes al komutu verdim kendime. Bir iki nefes , kıyıya birkaç kulaç . Yüzüyorum ama ilerliyemiyorum . Yerimde sayıyorum, bir şey beni geriye çekiyor. Ayağımla zemini yokluyorum ulaşamıyorum . Oysa su neredeyse bel hizamdaydı. . Tekrar kıyıya yüzmeyi denerken bir dalga daha patlıyor üstümde . Yine var olan bütün deliklerden su hücüm ediyor içime içime. . . Ayağım boşlukta zemin yok . Kıyıya çok yakınım oysa . Kolumu havaya kaldırıp sallıyor imdat diye bağırıyorum . Dalga sesinden benim sesim duyulamıyor. Tekrar yüzüyorum fakat hissediyorum yine yerimde sayıyorum . Benim kıyıya ilerleme çabalarım denizin beni açığa çekmesiyle yerimde saymama neden oluyor. Sonra bir dalga daha kırılarak çarpıyor, bir dalga daha! Kaç dalga böyle üstümde kırıldı bilmiyorum. Epey bir mücadele sonunda gücüm tükendi, umudum kırıldı, kurtulamayacağımı anladım. Buraya kadarmış Güner dedim. Ölmeyi kabullendim…Son kez kıyıya baktım . Küçüklüm kumda oturuyordu. İçimden bir ses ölemezsin, ölmemelisin, küçüklü sensiz ne yapar, o sensiz olamaz ki dedi… Her nasılsa KELEBEK geldi aklıma. Nefes al,nefes al,nefes al nefes al , her ne olursa olsun nefes al. Çabalamayı bırak, kurtulmaya çalışma sadece nefes al bekle. Ölümü kabullenme. Nasılsa dalganın biri seni azıcık iter, zemini yokla, ayağın zemine değer değmez yeri tep, kendini ileriye at diyorum kendime. Sadece nefes alıp hayatta kalmayı hedefliyor, kendimi akışa teslim ediyorum. Nefes alıyorum bekliyorum. Zaman ne kadar geçti bilmiyorum. Bilmiyorum çünki can pazarı durumlarında ağırlaşan bir hızı oluyor onun. Yavaş çekimle ilerliyor. Sonra birden bir el beni azıcık kıyıya itiyor sanki. Allahım mucize oluyor, ayak parmaklarım kumda! Anında tepiyorum zemini ileriye itiyorum kendimi.Bir kez daha aynısını yaptıktan sonra, yürüyerek çıkıyorum sahile. Olayı onüç sene evvel long beach te yaşadım. Mucizelere inanır mısınız ? Ben gönülden inanırım, çünki Allah herkese kendi yaşamında en az birkaç kez, ona özel mucizeler verir. Farketmekse bize kalır.

Kelebek; uçurumun tepesinde günlerce dalgalara bakıp onları sayarak, belli bir sayıdan sonra gelen dalganın düşeni kayalara vurmayıp açıklara sürüklediğini keşfettiği için kurtuluyordu adadan. Hindistan cevizlerinden oluşmuş bir salla atlıyordu denize. Uzun deniz yolculuğu boyunca bunları yiyip içerek canlı kalmayı başarıyordu. Hatırlamak benim de kurtuluşum oluyor. Nefes nefese çıkıyorum kıyıya . Öyle ki dakikalarca nefesim nefesimi kesiyor, hava açlığı yaşıyorum. Bir kitap, bir film benim hayatımın kurtulmasına vesile oluyor.. Yaşam çok garip . Neyin ne zaman işe yarayacağı hiç belli olmuyor . İki film, bir kitap; bendeki üçlü KELEBEK, azgın suları dize getirmek için planlanmış !

Sevgilerimle

Dyt. Güner Erbay

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

MİDE RAHATSIZLIKLARI

MİDE RAHATSIZLIKLARI

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil