Ana Sayfa Yazarlar 9.02.2026 54 Görüntüleme

Klinik Psikoloji YL-Danışman

Bir Çocuğun Görünmez Yaraları 32 ‘Görülmemenin Maratonu’’

Bir çocuk düşünün; kalabalık bir odanın ortasında duruyor, avaz avaz bağırıyor ama kimse başını çevirmiyor. Kimse kötü niyetli değil. Sadece çocuğun çığlıkları görünmez, sanki sonsuz bir boşlukta yankı olduğu için… Çocuk böyle bir durumda utanır, kendine yabancılaşır. Öğrenmediği bir dilde konuşuyormuş gibi hisseder. Çünkü varlığı değil, performansı önemlidir. Böylece çocuğun içinde derin bir soru filizlenir: “Kimse beni görmüyorsa, ben gerçekten var mıyım?”

‘’Açıklanamayan bir boşluk hissi ve duygulara isim vermekteki zorlukla birlikte ‘görülmek’ için farkında olmadan çırpınmalar’’, sorunun cevabı olan sessiz çığlıklar ile birlikte yetişkinlik kapısında nöbet tutuyor olabilir.

Çocuklukta yankılanan ama duyulmayan o çığlıklar, yetişkinlikte bazen öfke patlamaları, doğrudan çatışma, drama yaratma, başkalarını sinirlendirerek tartışmaları provoke etme veya kendini sabote etme ile riskli davranışlar şeklinde geri döner. Görünmez kalan birey, olumsuz bile olsa bir tepki almanın yolunu keşfeder: “Eğer sessizsem yokum, o halde gürültü yapayım ki varlığım hissedilsin…” Üzerine doğrulan dikkat, çekişme ve tartışma bir rahatlık hissi yaratır. Bu şekilde ‘’var olduğunu hisseder.’’ Bu strateji, kısa süreli bir görülme hissi verse de ilişkilerde kaos ve yalnızlığı derinleştirir.

Boş odada duyulmayan çocuk, duygularının kabul görmesi için yetişkin olduğunda mükemmel bir çare bulur: İnsanları memnun ederek, kusursuz olmaya çalışarak ya da sürekli eğitim alarak ve zeki bir görüntü ile entelektüel başarılarla övgü-onay toplama çabasıyla sürekli bir koşturma haline girer. “Belki bu kez performansım yeter de beni gerçekten görürler” umuduyla bitmeyen bir maratona dönüşür bu. Dışarıdan hayranlık uyandırsa da içteki boşluk büyür; çünkü sevilen şey maskedir, öz değil. Bu durumun içsel bir şekilde biliniyor olması ise acıyı daha da büyütür.

Bazı çocuklar çığlık atmaktan vazgeçer ve odanın en uzak köşesine çekilir. Yetişkinlikte bu köşe, duygusal uyuşma ya da aşırı bağımsızlık şeklinde aşılamayacak parkurlara dönüşür: “Madem kimse gelmiyor, o zaman kimseye ihtiyacım yok.” Bu strateji terk edilme korkusunu kısa vadede yatıştırır; ancak duvarların ardında kalan kişi, kendi duygularına olduğu kadar başkalarına da yabancılaşır.

Duygusal boşluğu telafi davranışları ise, beden veya sağlık üzerinden dikkat ve bakım çeker. Duygularını dile getiremeyen çocuk, vücudunu konuşma aracı yapar. Yetişkinlikte bu, dövme yaptırma, aşırı kilo alma ya da zayıflama veya bedensel hastalık üretme gibi somatik yollarla kendini gösterir. Beden ya genişleyerek “Buradayım!” diye haykırır ya küçülerek kontrolü elinde tutmaya çalışır ya da dile gelir konuşur.

En derin ihmal mağdurlarında zaman bazen geriye sarar: Çocukluk maratonunun başlangıç noktası olan o koşullu sevginin ilk anına geri dönülür. Stres anında yetişkin, çocukluk anlarına döner ya da nesnelerle aşırı bağ kurar ve onları biriktirir. Odanın içindeki o küçük çocuk, hâlâ bakım ve güvenlik arar; oyuncaklar, birikmiş eşyalar ya da bebek konuşmasıyla “Beni artık görün!” der. Bu nadir görülen durum, ihmalin ne kadar derine işlediğini ve görülme ihtiyacının ne kadar ilkel bir dürtü olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyar.

O kalabalık odada çocuklukta yankılanan sessiz çığlıklar, yetişkinlikte kulakları sağır etmeye başlar. Tüm bu fark edilmeden yapılan davranışlar çocuklukta eksik kalan o bakışın, o koşulsuz “Seni görüyorum, varsın” denilmesinin, ‘’var olduğunun kabul edilmesi ‘’ açlığını giderme ihtiyacın farklı yansımalarıdır.

Sonuçlar kısa süreli bir rahatlama sunsa da maraton gibi bitmeyen bir koşuya dönüşür; nefes nefese kalırız, çünkü dış onaylar içteki boşluğu asla tam dolduramaz. Peki bu maratonu devam ettirmek zorunda olduğumuz konusunda bizi kim zorluyor? Bitiş çizgisinin nereye çekeceğimize kim karar veriyor? Güzel haber ise o çizgi kendi içimizde bir noktadadır; duygularımızı yeniden keşfetmek, onları adlandırmak, kabul etmek ve kendi sesimizle “Ben buradayım ve bu yeter” diyebilmektir.

Bu davranışlar size tanıdık geliyorsa ve çevrenizde farkında olmadan ‘’Beni görün’’ diyen sevdikleriniz varsa unutmayın; Bitmeyen maratonun bitiş çizgisi, kalbimizin ritminde saklı, koşuyu bırakıp kendimize sarıldığımız o sonsuz anda.

Cem İnak
Klinik Psikoloji YL-Danışman
instagram.com/cem_inak

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site web sitesi kurma webmaster By Uzman Tescil